Tarih Kitaplığı

Turan…

Milattan, yaklaşık 20 Bin yıl kadar önce Ural-Altay dağları bölgesinde, ( Brekisefal – Alpin ) Beyaz ırk ile ( Mezosefal – Amerind ) Koyu tenli ırk birlikte yaşamaya, kaynaşmaya başlar ve 18-16 bin arasında aynı bölgede bu iki ırkın dışında ama her ikisinin de ayrı ayrı özelliklerini taşıyan yeni bir ırk ortaya çıkar .

Bu ırk kendisine önce Türeyen anlamına gelen TURUK, sonra OKUK TURUK ( GOKTURK )  ve nihayetinde TÜRK ismini verir.

Turan kültürünün temelini oluşturan Boylar halinde yaşama şekli bu yeni milletin diğer kavimler tarafından TURANLAR veya TURANIDLER olarak adlandırılmalarına neden olur.

Binlerce yıl süren tabiat olayları sebebiyle Orta Asya‘ dan Avrupa ve Ön Asya’ ya  yaptıkları göçler süresince bu göçe katılan Turanlar yerleştikleri ve devlet kurarak taşıdıkları orta asya medeniyetini Anadolu , Mezopotamya ve Avrupa‘ da kendilerine özgü isimler vererek yaşatırlar.

Bilinenin aksine Atatürk’ün tarih tezi olarak ortaya koyduğu Anadolu’nun Türk yurdu olması , 1071 Malazgirt savaşından çok daha önceki tarihlere dayanmaktadır.

Bu dönemin başlangıcı Asya‘ nın kuzey ve batı steplerinden M.Ö.13 binlerden itibaren daha verimli yeni yurtlar edinmek amacıyla Hazar denizi’nin güneyindeki Zagros dağlarını kullanarak sırasıyla ;

M.Ö.13 ve 8 binlerde Doğu anadolu’ya geldiklerini, bu bölgelerde bulunan kurganlardaki eşyalar ve resim yazılı kaya kitabeleri (piktogram) ile belgelenmektedir . bunun yanında O döneme ait astronomi ve bilim merkezlerinin varlığı (Urfa-Göbeklitepe) ile tarım ve hayvancılık yapıldığına dair bize ulaşan yazılı belgeler (petroglif) buralarda yerleşik hayata geçmiş madenleri bile işleyebilen bir medeniyetin varlığını işaret etmektedir.

M.Ö.6 binlerde Elamlar ve Subarlar Mezopotamya’ nın güneyine inerek Basra denilen bölgede bulunan bataklık alanları kurutup , su yolları üzerinde barajlar inşa ederek Tarihte bilinen ilk site devletlerini kurmuşlardır,

M.Ö.4 binlerde Sumer’ ler (Kenger’ ler) , Elam’ ların ve Subar’ ların izlediği yoldan geçerek yine Mezopotamya’da bu sefer tarihin ilk imparatorluğunu kurmuşlar, geldikleri bölgede ulaştıkları uygarlık seviyesini buralara taşıyarak, ilk yazı alfabesini (çivi yazısı) çamur haldeki kil plakalara ilk matbaa kalıplarını kullanarak yazılar basmak ve bu kalıpları pişirmek suretiyle bugünlere kadar gelmesini sağlamışlardır, yine aynı şekilde tekerleği ve atların çektiği tarihteki ilk savaş aracını kullanarak askeri mekanize sınıfının temellerini atmışlar , matematikte 10 luk , 6 lık sayı katmanlarını temel alan sayı dizini ile astronomi ve zamanın hesaplanması yöntemini günümüze ulaştırmışlar, (60 saniye – 60 dakika – 24 saat – 12 ay – 1 yıl hesaplarıyla asyada bulunan 12 hayvan figüründen oluşan tarihteki ilk güneş takvimini kullanmışlardır.

Ana yurtlarındaki tek tanrı (Tengri) inancı geldikleri bu bölgedeki diğer kavimlerinde etkisiyle evrilen çok tanrılı Sumerler inandıkları en büyük tanrı olan Gök tanrıya ; ANU adını verdiklerinde dünyadaki tek kutsalımız ve bugün ”Ana” dediğimiz kadını kastetmiyorlardı ama İnandığımız her şeyin üstünde oldukları için biz Onlara 6 Bin yıldır Ana demeye devam ediyoruz.

Ana yurtlarında tanrıya ulaşmanın en yakın yolu olarak gördükleri ve ibadetlerini buralarda yaptıkları yüksek dağların Mezopotamya’ da bulunmaması sebebiyle insan eliyle inşa ettikleri dağ benzeri yapılara Ziggurat adını vererek dini inanışlarını bu yapılarda sürdürmüşler , binlerce yıl sonra Müslümanlığı kabul eden torunları (Türk’ ler) Bu yapılardan esinlenerek tasarladıkları ve Müslümanların içerisinde ibadet ettikleri Camileri inşa etmişlerdir.

Yaşadıkları yerlerde bulunan su kaynaklarını kemerli ayaklardan oluşan su kanalları ile uzak alanlara taşıyarak tarihteki ilk sulama şebekesini kurmuşlar , kullandıkları kemerli yapı tekniğinin bugün Anadolu’ da bulunan antik yapılarda karşımıza Türk mimari tarzı olarak çıkmasına neden olmuşlardır.

Zira antik Yunan mimari tarzı (Ion, Dor, Korint) sütunlar üzerinde bulunan taşıyıcı tonozlardan meydana gelmekte olup bu tarzın başlangıcı M.Ö.750 ‘dir.

M.Ö.2 binlerin ortasında Akad’ lar tarafından zayıflatılan ve yine bir Türk kavmi olan Guti’ ler tarafından yıkılan Sumer’ ler kıtanın pek çok bölgesine dağılmışlar, bunlardan bir bölümü kafkasyanın batısından Karadeniz’ in kuzeyinden bugünkü Kırım çevresinde İskit devletini kurmuşlar, ikinci bir göç dalgası ile aynı yolu izleyerek bu bölgeye gelen Kimmer’ ler ise İskit’ lerin bir bölümünü bulundukları bölgeden Avrupa içlerine hatta İngiltere adasına kadar devam edecek bir yolculuğa sürüklemişlerdir.

Günümüzde kırım olarak adlandırılan bölgeye adını veren Kimmer’ lerin göçe zorladığı İskit’ ler İngiltere’ ye kadar uzanan yolculuklarının sonunda bugünkü İskoçların ataları olmuşlardır.

Karadeniz çevresinde kalan İskitlerin bir bölümü ise güneye inerek Anadolu’ ya yerleşip, Antik Anadolu devletlerini kurmuşlardır ;

Turanlar (Trabzon –  M.Ö.2200 – 700),  Turskalar (İtalya – M.Ö.2200 – 700), Sarmatlar (Tuna bölgesi – M.Ö.2200 – 825),

Amazonlar (Sinop – M.Ö.2200 – 700); Günümüzde Sinop-Tirebolu olarak bilinen yörede devlet kuran ve savaşçı kadınlar olarak tarihdeki yerini alan bu kavim aslında İskit halkının devamıdır ,

Kendilerine Amazon adını veren bu kavim, 12 yaşından itibaren özel olarak seçilerek yetiştirilen, yay germek ve ok atmak için daha güçlü olmasını sağlamak amacıyla göğüslerinden birinin körleştirilmesi yöntemiyle savaşçı olarak yetiştirilen kadınlardan oluşmaktaydı.

Turanit Türk dilinde –Me- kelimesi Dişilerde süt üreten uzuv anlamında kullanılmaktadır ve iki kez söylenmesi de  -MeMe-  adını tariflemektedir . –Zus/Suz- kelimesi ise olmayan yada eksik anlamını tariflemekte olup bu adın başına A geldiğinde tek / sayıyı ifade etmektedir . Amezus/Amesuz (tek memeli yada bir memesi olmayan anlamında ) daha sonra dilin zaman içerisindeki değişimiyle günümüze Amezon/Amazon olarak girmiştir.

Anadolu’ nun Kuzeyinde hüküm süren Amazonlar ( Amesuzlar ) işte bu İskit halkının kadınlarının kurduğu ve yaşadıkları bölgeyi tamamen egemenlikleri altına alabilecek güce ulaştıklarında askeri güçleri içerisinde kendilerine kadın savaşçı görüntüsü vermek için,  günümüzde İskoç’ ların kilt dedikleri kıyafeti giyerek savaşan erkekleri ile birlikte Ege’ yi istila etmiş ve buraya Kraliçeleri Symırna’ nın ( İzmir ) adını vermişlerdi.

Karadeniz’ in doğusunda halen kullanılan üflemeli çalgının adı günümüzde Tulum olarak tanımlansa da , İskoç‘ ların milli çalgısı olarak bilinen Gayda’ nın , geçmiş dönemde yöre halkı tarafından da Gayda olarak adlandırılması bu tezin doğruluğunun ikinci ispatı konumunu korumaktadır.

Sumer’ lerin yıkılışıyla kuzey Afrika bölgesine gelen Hiksos’ lar-Kas’ lar (Mısır – M.Ö.1710 – 1570), ise bugünkü haliyle karşımıza çıkan Mısır medeniyetinin kurucusu olarak , Mısır’ ı yaklaşık 300 yıl yöneterek, mimaride, kültürde, tarımda, din de, hayvancılıkta, madencilikte, mühendislikte, hukukta yaptıkları yapısal değişikliklerin günümüze aktarılmasına sebep olmuşlar. Günümüzde mimari harikalar olarak kabul edilen Piramitlerin ilk örneklerini (Şurappa’ daki büyük zigurat) yaparak  Mısır medeniyetinin ortaya çıkmasını sağlamışlardır.

Sol’ lar (Kuzey Afrika – M.Ö.2200 – 1700), Sumer Devletinin yıkılışıyla Afrika’ nın kuzeyinden büyük okyanus kıyılarına gelen Sol’ lar deniz yoluyla (Dakar’ dan yola çıkıp, Turks and caios adaları üzerinden) okyanusun karşı kıyısına geçerek  Vera Cruse bölgesine Turanid medeniyeti taşımışlar ve Güney Amerika uygarlıklarının kurucusu olmuşlardır.

Olmek’ler/Sol’ lar (Vera Cruse/Meksika – M.Ö.1700 – 300 ), Guti’ ler (Kut/Irak – M.Ö.3000 – 2400), Leleg’ ler, Hurri’ ler/Mitanni’ ler (Mardin/Urfa – M.Ö.3000 – 1300), Hatti’ ler (Hattuşaş M.Ö.2500-1700), Hitit’ ler (Hattuşaş M.Ö.1700-1200), Urartu’ lar (Tuşpa/Van M.Ö.1300 – 600), Hiksos’ lar/Kas’ lar/Kassit’ ler (Babil/Suriye – M.Ö.1700 – 1179), As’ lar (Asos/Çanakkale – M.Ö.1300 – 500), Misia’ lar (Misia/Çanakkale – M.Ö.1300 -500), Kar’ lar (Muğla – M.Ö.1300 – 500), Lik’ yalılar (Antalya – M.Ö.1300 – 500), İsin’ ler (Sinear – M.Ö.2200 – 1100), Lulubi’ ler (İran – M.Ö.2700 – 1000), Turku/Turukku’ lar  (Musul/Kerkük/Irak – M.Ö.1750-1200), Med’ ler/Kayani’ ler/Kayı’ lar ( Kafkas/Hazar denizi güneyi – M.Ö.6500 – 600), Part’ lar (Güney Türkmenistan – M.Ö.) Frig’ ler (Gordion – M.Ö.1200 – ), Lid’ yalılar (Ege bölgesi/sard – M.Ö.687 – 525), Trak’ lar (Çanakkale – M.Ö.3000 – 2200 ), Troy’ lar (Tursaka’ lar) (İlion /Troya – M.Ö.2200-1184), Etrüsk’ ler (Roma-M.Ö.753-509), İtalya’ya Anadolu’dan giden Lid’ ler ve Troy’ lar  burada Roma devletini kurmuşlardır.

Pelasg’ lar (Atina – M.Ö.3000- 1300), Anadolu’dan giden Pelasg’ lar ise burada Atina şehrini inşa ederek, Anadolu ön Türk medeniyetini bu coğrafyaya taşırlar. Gaşga’ lar (Karadeniz bölgesi – M.Ö.1300 – 700), Günümüzde Karadeniz bölgesinde bulunan ve Kaçgar (Gaşga) Dağlarının bulunduğu bölge bu kavimlerin ana yurtları olmuştur. 

İşte ana hatlarıyla köklü bir tarihe sahip bir Milletin kurduğu bu devletleri , 19.yüzyılın başlarında bıraktıkları mirasa sahip çıkan Ziya GÖKALP ‘in;

‘’ Vatan ne Türkiye’dir Türkler’e, ne Türkistan; 
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan… ‘’

dizeleri,

Turan Ülküsünün anlamını yeterince açıklıyor muydu?

Yada ,

‘’ Turancılık ülküsü gibi milleti hızlandırıcı, ahlâka ve erdeme dayalı kutlu bir ülküyü yermek için ya damarlarındaki kanı yabancı hissetmek, ya vatan haini, yahut da millî tarihi Malazgird ‘ den başlatacak kadar cahil ve budala olmak lâzımdır.

Bir de Türk soyundan gelmemenin verdiği gayrı millî şuurla Anadolu ‘ yu bir bardak ,

içindeki milleti bir kokteyl ,

Türkleri de bu kokteyle en son katılan içki saymak gibi hezeyan var ki taraftarları bir takım ruh hastalarından ibarettir ’’ diyen ,

Nihal Atsız ise, Yeryüzündeki bütün Türk ‘leri bir ülkü etrafında birleştirmeyi Kızıl Elma olarak tanımlıyordu.

Öyleyse  Ziya Gökalp ‘in Türkçülük esaslarını temel alan Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Türk dili , Türk Tarihi ve Türk Kültürü alanında yaptığı devrimler aslında tek bir hedefi işaret ediyordu.

Türk Birliğini…

Mustafa Kemal Atatürk ‘ ün, Turan’ ı bilimsel temeller üzerine oturtarak başarılı olunabileceğini , Dünya savaş tarihini yazan bir millet olarak bundan böyle  savaşın kazanç olmayacağını, Türk coğrafyasının birbirini anlayabilen, ortak tarih ve kültür bilincine ulaştığında birleşebileceğini öngören en büyük Ülkücü olduğunu;

Türküm,

Doğruyum,

Çalışkanım!

Yasam;

Küçüklerimi korumak

Büyüklerimi saymak,

Yurdumu milletimi özümden çok sevmektir.

Ülküm yükselmek ileri gitmektir.

Varlığım;

Türk varlığına armağan olsun.

Yeminindeki sözlerin içerisinde açıkça görmekteyiz.. (1933)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir