Tarih Kitaplığı

Bir Hilal Uğruna…

Anlatacaklarım ne bir hikaye ne de bir masal, İçerisinde kısacık da olsa mutlu yaşanmışlıkların olduğunu tahmin ettiğim, ancak acı dolu hayatında kaybettiklerinin hatırasına saklanmış bir ömrün, bendeki izleri sadece…

Ankara’ nın Altındağ semtinde geçti çocukluğum, o tarihte Anadolu’ nun farklı yerlerinden gelip yerleşen insanlar yaşıyordu bu semtte, işte biz de ailece Ankara’ ya geldiğimizde onlar gibi burada yaşamaya başlamıştık.

Oturduğumuz ev kira, dik tahta merdivenleri ile çıkılan iki katlı ahşap eski Ankara eviydi.

O tarih de evimizin dış kapısı, günümüzdeki evlerin iç oda kapısı gibi camlı ve tabiri yerindeyse kilitsiz olmasına rağmen kapıyı kilitlemek akla gelmezdi bile.

Zira, benzer ekonomik koşullara sahip semtimizde insanlar oldukça hoş görülü, yardımsever ve fedakardı.

Onlar için her çocuk kendi evladı, komşusu kardeşi gibiydi.

İşte bu şartlarda geçen çocukluğumda, bizim arkamızdaki evde tek başına yaşayan, dışarıda hemen hemen hiç görünmeyen yaşlı bir teyze oturmaktaydı, ancak mahallenin çocukları olarak, bizim o teyzeyi ender de olsa gördüğümüzde çok korkup hemen oradan kaçtığımızı, şu anda üzülerek hatırlıyorum.

Aslında, bu durumdan etkilenen rahmetli Annemin, çevredekilerin; Burunsuz lakabı taktıkları o yaşlı teyzeye misafirlik bahanesiyle bir gün beni de yanına alıp götürmesi hayatımın değişmesine sebep olacaktı!

Bizi evine buyur eden Burunsuz teyze benim korku dolu bakışlarımı anlamış olacak ki, bana fazla yaklaşmadan Annemin ve benim oturduğumuz divanın karşısındaki divanda, kendi yerine oturdu.

Oturduğu yerin onun sürekli köşesi olduğunu, divanın o bölümünün yastık şeklinden ve pencerenin kenarı olmasından anlamıştım. Aslında kimseyi rahatsız etmemek için hiç dışarıya çıkmıyor, komşularının arasına karışmıyordu ama en azından uzaktan da olsa onları camdan seyrettiği ve tüm olan bitenden haberdar olduğu belliydi.

Annemin sohbet esnasında sorduğu akıl dolu kurnazca soruları karşısında, Burunsuz teyze hayat hikayesini anlatmaya başlamıştı;

“ Milli Mücadelenin en zor günleriydi, Beyim cephede ben de, birisi yeni yeni yürümeye başlayan, diğeri ondan iki yaş büyük iki erkek evladım ve kalan birkaç yaşlı akrabamla birlikte Eskişehir’ in .… köyünde oturuyorduk,

Bir sabah daha yataklarımızdan kalkamadan yunana yakalandık. Tüm köylüyü meydanda toplayıp yaşlı ve çocuklarla birlikte iki evladımı da süngüyle deşerek öldürdüler, bana ve köyün diğer kadınlarına bir insanın aklına gelmeyecek her türlü kötülüğü yaptılar, işte sizin benden korkmanıza sebep burnumu dibinden o vakit kesip, beni de öldü belleyip öylece bırakmışlar, Sonrasını hatırlamıyorum!”

Burunsuz teyzenin bu anlattıkları, beni bir anda ona üzüntüyle karışık öyle bir merhametle bağlamıştı ki, o an ondan korktuğum için kendimden utanmaya başlamıştım.

O günden sonra burunsuz teyzenin bakkal ve getir götür işlerine kendimi adamış kaybettikleriyle bana neler kazandırdığını düşünerek borcumu bir şekilde ödemeye çalışıyordum.

İşte birinci muhatabından Atatürk ve Milli Mücadelenin ne anlama geldiğini o tarih de talihsiz bir yaşam sayesinde öğrenerek, Vatan sevdamın sarsılmaz duvarını sağlam  taşlarla örmeye ve bu Vatan’ın kurtuluşu için feda ettiklerimizi hiç unutmamamız gerektiğini, küçük yaşta idrak etmeye başlamıştım.

Bugün, Altmış yaşına gelmiş olmama ve hala benliğimden zerre kadar Atatürk ve Vatan sevgisi eksilmemesine rağmen, ne ben de diyetini ödemeye çalışan o küçük çocuğun hırsı ne de kendisine Milliyetçi, Vatansever diyerek ortalıkta dolaşan Şuursuzların öz güveni kalmadı artık.

Uçurumun dibine gelmeden düşeceğini anlayamayan koyun sürüsü gibiyiz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir